
Posted by Cemil Ertem-akr on 17/11/2009, 17:34:45
İnalcıkın sorusu bir dönemi bitiriyor
Cemil Ertem
17.11.2009
Kaynak: taraf.com
CHPnin ne olduğunu, iyiden iyiye, açık etmesi Türk siyasi hayatında tarihsel bir dönemeçtir. Artık taşlar yerinden oynadı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu tarihsel ve bilimsel bir gerçek. Zaten bu gerçeği geçen gün Halil İnalcık bütün açıklığıyla dile getirdi. İnalcık, Türkiye Cumhuriyetine Osmanlı İmparatorluğu muamelesi yapılamayacağını belirttikten sonra şöyle diyor: Türkiye Cumhuriyeti belli bir etnik grubun devleti olarak doğdu. Tamamen antitez olarak geldi. Milli devlet, milli birliği kurmak için milli tarih üzerinde yoğunlaştı. Şimdi soru şu: Sayıları milyonları bulan azınlıklar var. Bunlar kendi milli bilincini oluşturdu. Türk milletinin parçası değiliz hissiyatı doğdu. (...) Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu. İnalcık bunları söyledikten sonra sormak istediği soruyu açıkça sormuyor. Burada kesiyor. Ama soru belli; Hürriyet gazetesinin logosunun altında yayımlanan Türkiye Türklerindir sloganı sadece bir gazetenin yıllardır süren milliyetçi hezeyanı değildir ki; o slogan bu cumhuriyetin değişmez ve değiştirilemez özetidir.
O zaman bu toprakların artık yalnızca Türklerin olmadığı tarihsel gerçeği bugün politik bir durum olarak ortadaysa ne yapacağız? Soru budur ve bu soru 85 yıllık bir paradigmanın ve o paradigmayı oluşturan ideoloji ve o ideolojinin ürettiği kurumların sonudur.
Aslında Cumhuriyet Osmanlının sürgit bir devamı olmamasına karşın, Türkleştirme ve Türkleştirmeye dönük mülkiyetle ilgili düzenlemeler Cumhuriyetten önce başlamıştı. Osmanlı burjuvazisi ve bürokratik orta sınıfı, büyük ölçüde gayrımüslimlerden oluşuyordu ve bu grup, devletin modernleşme girişimlerinin arkasındaki toplumsal güçtü. (Keyder, 2003:107) Ancak 1890lardan sonra artan ticarileşme, arazi üzerinde artan rekabeti ve toprağa talebi öne çıkardı. Ticareti ve ekonomik gücü elinde tutan gayrımüslimler, toprak ve özel mülkiyet talebinde bulunmaya başladılar. Bu talepler, 1910a kadar bu sınıfların etkisi ile liberalleşme rüzgârını da arkasına alarak karşılanmaya çalışıldı. Ancak 20. yüzyılın başında imparatorluk döneminin bitmesi ve ulus-devlete dayanan sermaye birikiminin Avrupada öne çıkmasıyla Osmanlıda da Türk elitlerin ve devletin Türkleştirme politikası öne çıktı.
1910lardan itibaren Türk milliyetçiğinin, Anadolu üzerindeki kanlı politik hâkimiyet süreci başladı.
Bu süreç, Osmanlının son dönemindeki liberal trendi tersine çevirdi. Kapitalist mülkiyet anlayışının gelişmesi engellendi. Cumhuriyet devleti, arazi ve teşvikleri kendi güvendiği adamlarına dağıtan ve bu yolla kendi sorgulanamaz konumunu hukukun üstüne yerleştiren klasik patrimonyal Osmanlı Devletinin adeta yeniden dirilen biçimiydi. (Keyder, 2003:108) Bütün bu süreç, 1915, 1942-1944, 1955 gibi kanlı tarihlerle de örtüşen bir Türkleştirme politikası ile taçlandırıldı.
Varlık vergisi gibi ittihatçı projeler Cumhuriyetin temel milli iktisat politikalarına dönüştürüldü.
Mesela Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından 1996 yılında Ali Güler imzasıyla yayınlanan Türkiyede Gayrı Müslimler (Sosyo-Ekonomik Durum Analizi) raporunda insanın kanını donduran şu ifadeler yer alıyor: İttihat ve Terakkinin 1908den itibaren başlattığı milli iktisat politikasına rağmen, Osmanlı sanayiinde Gayri Müslimlerin ve yabancıların hemen hemen tamamına yakın etkinliklerinin, 1915 yılında bile, azaltılamadığını söylemek yanlış olmaz. Bu durumun Birinci Dünya Harbi ve sonrasında kısmen; Cumhuriyeti kuran kadro tarafından gerçekleştirilecek millileştirme faaliyetleriyle de 1930lardan sonra derece derece düzeltileceğini belirtelim. Burada, 1915 yılında bile, vurgusuna dikkatinizi çekerim. O zaman 1915in niye yapıldığını burada Genelkurmay, üstü örtülü olarak itiraf etmiyor mu? İşte 1915ten Varlık vergisine kadar, oradan darbelere ve 12 Eylül faşizmine, 28 Şubatlara, Ergenekona, darbe girişimlerine, Kürt katliamlarına kadar olan tüm kesintisiz olaylar ve tarihsel süreç, ittihatçılıktan başlayıp onun bir başka biçimde kesintisiz devamı olan Cumhuriyetle sürmüştür.
Bugün CHPli Öymenin gaf yaptığı söyleniyor; hayır Öymen yaklaşık 100 yıldır süren bir ideolojinin son temsilcilerinden biridir ve son derece samimidir. 1941de CHP iktidarı Nazilerle Dostluk anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmadan sonra CHP iktidarı, özü gereği, faşist Almanyanın da etkisiyle PanTürkist yaklaşımları öne çıkarmış ve Varlık vergisi gibi uygulamaları Nazilerden kopya ederek hayata geçirmiştir. Sonuçta; CHP ve onun ideolojisini taşıyan kurumlar bu topraklara egemen oldukça açılım falan çok zor.
O zaman İnalcıkın sorusuna yeniden dönelim: Bu Cumhuriyet paradigması Türk dışında hiçbir şeye hayat hakkı tanımaz; o zaman ne yapacağız?
52
Responses: