
Posted by Feyzullah Ezer-akr on 8/11/2009, 16:18:09, in reply to "YAKIN TARİHİMİZDE DERSİM İSYANLARI"
2. CUMHURİYET DÖNEMİNDE DERSİM
Misak-ı Millî sınırları içinde merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, içeride ve dışarıda bir takım sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. 1925'te Musul Meselesi görüşülürken, Şeyh Sait isyanının patlak vermesi bunun en bariz örneği olmuştur (Aybars, 1988:20). Dahiliye Vekaleti, 1925 yılında, Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’den Dersim ile ilgili bir rapor hazırlamasını istemiş, Hamdi Bey hazırlamış olduğu raporunda Dersim'de süratle ve kati bir şekilde genel tedip harekâtının yapılması gerektiğini bildirmiştir. Daha sonra Dersim'i tetkike memur edilen Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı, olaylara daha değişik açıdan yaklaşmıştır. O'na göre Dersim sorununun kökeni mezhep meselesinden kaynaklanmaktadır ve daha yumuşak yaklaşılması gerekir. Diğer taraftan ise, sadece nasihatle yola gelmeyeceğine inandığı Koçuşağı aşiretinin üzerine bir hareket yapılarak haddinin bildirilmesini teklif etmiştir. Bu rapor üzerine, Şeyh Sait isyanı sırasında Çemişgezek'e taarruz eden, fakat başarılı olamayan Koçuşağı üzerine 19 Eylül 1926'da bir tedip harekâtı düzenlenerek, 28 Kasım 1926'da saf dışı bırakılmıştır. Bu konuda İngiliz Büyükelçisi Clark, İngiliz Dışişleri Bakanı’na gönderdiği mesajda, Dersim'deki Koçuşağı aşiretini yola getirdiği için ordunun kutlandığını, bölgede bu aşiretin askeri yetkililerin girişimlerine direndiklerinin anlaşıldığını belirtmiştir Yine aynı Büyükelçi 1927'de Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği mesajda Doğudaki baskı politikasının hükümetin bölge üzerindeki otoritesini artırmadığını öne sürerek bölge halkının huzursuz olduğunu belirtmiştir (Şimşir, 1975:100).
Ağrı isyanı dolayısıyla Erzincan bölgesinde incelemelerde bulunan dönemin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa, 18 Eylül 1930'da Başbakanlığa gönderdiği raporda, bölgenin çeşitli tehlikelerle karşı karşıya olduğunu belirterek önlem alınması gerektiğini bildirmiştir. Bunun içinde Türk Dili ve Kültürü’nün esaslı bir şekilde bölgeye nüfuz etmesi gerektiğine dikkati çekmiştir. Diğer isyanlarda olduğu gibi Ağrı isyanında da dış destek ihtimali kuvvetlidir. Hatta o dönemde İran, bizzat isyancıların kendi topraklarına girmesine ve sığınmalarına müsaade etmiş, çeşitli bahaneler ileri sürerek isyancıları iade etmemiştir (Kodaman, 1986:169). Bu olaylar gelişirken, Pülümür Kaymakamı'nın evine gece ateş açılması ve bu olaydan Pülümür ağalarının sorumlu tutulması, bölgeye bir tedip harekâtı düzenlenmesine sebep olmuştur. Başbakan İsmet İnönü 8 Ekim 1930'da Bakanlar Kurulu’nun tedibe karar verdiğini açıklamıştır (Akgül, 1992:53).
2.1. DERSİM'İ ISLAH GİRİŞİMLERİ
Osmanlı Devleti'nin Dersim üzerindeki merkezî otorite kurma isteği, bölgenin sosyal ve coğrafî yapısından dolayı başarısız olmuştur. Özellikle 1860'lardan sonra Osmanlı Devleti'nin iç huzuru sağlamak, soygunculuğu önlemek ve devleti o bölgede hakim kılmak için tedip harekâtı, özellikle Ruslarla yapılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda bazı bölge aşiretlerinin Ruslar ve Ermenilerle işbirliğine giderek onlara yardım ve yataklık yapmaları, devlet ile bölge halkının ilişkilerini daha da çıkmaza sokmuştur (Akgül, 2001:41). Cumhuriyet döneminde de itaatsiz tutumunu devam ettiren Dersim'in ıslahı için çok ciddi girişimlerde bulunulmuş, bölgede görev yapan yetkililerce birçok defa raporlar hazırlanmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı 1932 yılında daha önce hazırlanmış raporları da dikkate alarak, birtakım görüşler beyan etmiştir. Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde önemli görevler almış, Atatürk'ün yakın arkadaşı, İran'da Büyükelçilik yapmış olan Hüsrev Gerede, 21 Aralık 1933 tarihinde Doğu’nun ıslahı ile ilgili bir rapor hazırlayarak, Başbakanlığa ve ilgili birimlere göndermiştir. Bu raporların tamamı Dersim'in biran önce ıslah edilmesinin şart olduğu fikrini kapsamaktaydı. Sadece askeri harekat değil, beraberinde eğitim, kültür, bayındırlık ve imar hatta sosyal içerikli bir ıslahatın gerekliliği ortaya çıkmıştı (Gerede,1952:28).
Doğu Anadolu ile ilgili bütün tetkik ve gözlemler, düzenlenen raporlar, 2510 sayılı "İskan Kanunu"nu ortaya çıkarmış ve Kanun 7 Haziran l934'te TBMM’de müzakere edilerek kabul edilmiştir (Akgül,2001:43). Bu kanunla aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği kısaca aşiret hayatı sona erdirilmiştir. Kanunun kabulü sırasında Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, bunun bir dil, medeniyete girme, göç, iskan ve topraklandırma meselesi olduğunu söylemiştir. Kanunla bir takım mıntıkalar, yerleşilmesi yasak bölge ilan edilmiştir ki tespit edilen yasak bölgelerden birisi de Dersim ve civarıdır. Kanuna göre Dersim'de, iskan etme ve orada yaşayanları nakletme işini, Dahiliye Vekilliği yürütmekteydi. Kanunun tatbiki ile ilgili olarak, Başbakan İnönü doğuya bir inceleme gezisi yaparak, 29 Haziran 1935 tarihinde Diyarbakır, Mardin, Siirt, Bitlis ve Van'da incelemelerde bulunmuştur. 9 Ağustos 1935'te Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile birlikte Cumhurbaşkanı Atatürk'ü ziyaret ederek izlenimlerini aktarmıştır (Akgül, 1992:57-59).
İskan kanunu ile başlayan Dersim’in güvenliği çalışmalarının bir devamı olarak 25 Aralık 1935 tarihinde TBMM tarafından çıkarılan 2884 sayılı kanunla Tunceli Vilayeti kurulmuştur. Tunceli'nin bütün bölgelerinde büyük bir imar, iskân ve teşkilatlanma hamleleri yapılmaya başlanmış ve birçok aşiret mensubu, silahlarını teslim etmiştir (Uluğ, 1939:153). Özellikle karakol, yol ve köprü yapımı öncelikle kritik bölgelere uygulanarak, daha kolay hakimiyet kurulabileceği düşünülmüştür. Tunceli'de her geçen gün devlet otoritesinin kendini daha da hissettirmesi, özellikle aşiret yapısını sarsmış, ağanın, beyin, şeyhin, seyidin otoritesini kırmaya başlamıştır. Durumu endişe ile izleyen aşiret reisleri sık sık toplantılar yaparak, devlet otoritesini tartışmışlardır (Yılmazçelik - Halaçoğlu, 1994:75 ). Bu arada Suriye'den Tunceli bölgesine giren bazı Ermeniler ve Koçgirili Alişir'in propagandaları bir kısım aşiretler üzerinde etkili olmuştur. Aynı zamanda Türkiye'nin güney sınırında görüşülmekte olan, Hatay meselesini sabote etmek için dış destekli bir takım çeteler saldırılarda bulunmuşlardır. Hoybun Cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye'ye gönderilen Ermeni Bogos ve M. Nuri Dersimî de uzun süredir Dersim ve civarında birtakım gizli çalışmalar yapmışlardır. General Abdullah Alpdoğan bölgedeki gergin durumun farkına vararak, yayınladığı bir tebliğ ile, Dersim'deki bütün aşiretlerin silahlarını teslim etmelerini istemiştir. Ancak birçok aşiret buna yanaşmamış, hatta Demenan ve Nazimiye aşiretlerinden bir kısmı askeri karakol ve binalara saldırı başlatmışlardır. Seyit Rıza daha da ileri giderek General Abdullah Alpdoğan'dan Dersim hakkındaki kanunun kaldırılmasını, Dersim için özel ve milli haklarını sağlayan bir idarenin kurulmasını istemiştir (Akgül, 1992:67-68).
3. TUNCELİ (DERSİM) İSYANINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Dersim'de otorite kurmaya başlaması üzerine bir takım iç ve dış mihraklar, bölgedeki siyasî istikrarı bozmak için gayret içerisine girmişlerdir. Bölgenin coğrafî yapısının isyan girişimlerine elverişli olmasının yanı sıra, sosyal, ekonomik ve dinî problemler, Dersim ayaklanmasının çıkmasında önemli bir rol oynamıştır (Akgül, 2001:43).
3.1. İÇ SEBEPLER
3.1.1. Sosyal Yapı ve Aşiret Hayatının Etkisi :
Dersim'de meydana gelen isyanların büyük bir kısmında sosyal yapının ve aşiret hayatının büyük önemi vardır. Aşiret reislerinin, aşireti feodal yapıda yönetmeleri, isyanın her zaman odak noktasını oluşturmuştur. 1937 yılındaki Dersim isyanını da etkileyen en önemli faktör yine bu durum olmuştur. Toprak yapısı ve mülkiyet sistemi doğuda, özellikle de Dersim'de feodal bir yapıyı meydana getirmiştir. Tanzimatla birlikte Osmanlı Devleti’nde birtakım sistem ve kurallar değişmeye başlamış, aşiret ağaları da bu değişiklikleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak aşiret topraklarını kendi üzerlerine geçirmeye başlamışlardır. Dersim halkı da ağaların zoruyla, Hozat, Mazgirt ve Pertek tapu idarelerine giderek arazinin, ağanın olduğunu söylemek zorunda kalmışlardır. Öyle ki Cumhuriyet'in ilanı ile de Dersim'de aşiret hayatı yıkılamamıştır. Bu dönemde çıkarılan kanunlarla bu gibi müesseselerin kaldırılması, seyit ve reislerin batıya sürülmek istenmesi, devlet ve merkezi otoritenin karşısında olan aşiret reislerinin, menfaatlerini zedelemiş; böylece bu şahıslar devlete isyan etmekten, hatta devlet aleyhine dış güçlerle iş birliği yapmaktan çekinmemişlerdir (Göktaş, 1991:116). 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen iskan kanunu ile aşiret reisliğini, şeyhliği, beyliği ve ağalığı ortadan kaldırılarak, topraklarına ve tasarrufları altındaki mallarına el konulmuş, fakat bölgede geleneksel yapı devam etmiştir. Hızla ilerleyen devlet nüfuzuna karşı aşiret reisleri de boş durmayarak halkı isyana teşvik etmişlerdir (Akgül, 2001:57).
3.1.2. Din ve Mezhep Faktörü :
Dersim aşiretlerinin kültür ve sosyal durumu, din ve mezhep yapısına da etki etmiştir. Tunceli aşiretlerinin büyük çoğunluğu Alevî olup, az sayıda Sünnî halk mevcuttur. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde, Anadolu'nun özellikle iç kısımlarında çeşitli tekke ve zaviyeler kurulmaya başlanmıştır. Eski Türk inanç sistemi ile İslamiyet’in temel inançlarını birleştiren bir hal almıştır. Alevilerin yoğun olduğu bu bölgede baba ve seyit kültürü etkilidir. Dersim civarındaki sürtüşmelerde bu sosyal dinamiklerin etkili olduğu muhakkaktır (Uluğ, 1939:20).
3 1.3. Kürtçülük Faktörü :
1937-1938 Tunceli Dersim isyanı Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarının çıkışı ve gelişmesi ile benzerlik göstermektedir. Bu isyanlarda en önemli ortak nokta Kürtçülük faktörüdür. 1937 Dersim isyanının temelinde Hatay Meselesi yatmaktadır. Bu meseleyi kendi lehlerine çözebilmek için başta Fransa ve Suriye'nin bu isyanda rolleri olması kuvvetle muhtemeldir (Akgül, 1992:81).
62
Responses: