
Posted by Metin Aktas'dan-Aktarma on 7/8/2009, 10:47:20, in reply to "Re: Şeyh Said Kürt isyanı ilerici bir isyandır"
Kaynak: http://www.argun.org/
Romanda anlatılan aile böyle bir aile.(...,,?) le bakar romanlarım. Bu günü anlamak istiyorsak mutlaka geçmişimizi doğru öğrenmek zorundayız.
Dicle ve Harput’a ki Hayalet romanlarınızı okumaya çalışacağım. ÇalışmalAsıl can alıcı noktaya gelelim. Bana göre her ülkenin tarihinde kötü, acı olaylar yaşanmıştır. Yeryüzünde geçmişinde acı olaylar yaşanmamış hiçbir ülke, halk yoktur. Ancak geçmişleriyle hesaplaşarak geçmişlerinde ki kötülüklerinden arınmayı başarmış ülkeler, halklar gelecekte mutlu bir toplum kurmayı başarır. Bizim artık geçimizi sorgulamamızın zamanı geldi de geçiyor da. Geçmişte Ermeni kökenli yurttaşlarımızın yaşadığı kötü trajedide geçmişte ülkemizde yaşanan korkun, acı olaylardan biri. Bu trajediyi inkâr etmenin, yok saymanın kimseye bir yararı olmayacaktır.
Zel ve Cem arasında ki aşk neden ümitsiz? Neden bu kadar acı çekiyor roman kahramanları? Aşkın ümitsiz ve mutsuz olduğuna inananlardan mısınız yoksa yaşanmış gerçek bir aşk öyküsünü romana siz mi eklediniz?
_Söyleyişimizin başında da anlattığım gibi romanda yaşanan aşk benim kurguladığım bir aşk değil; toplumsal bir trajedinin yaşandığı isyan yıllarında yaşanmış gerçek bir aşk öyküsüdür. Öykü tamamen gerçektir. Benim aşka bakış tarzım romanda yaşanan aşk anlayışından çok farklıdır. Doğrusu hala ben im aklım bile iki insanın evli olup bir yaşam aynı evde kalıp aynı yatağı paylaşmamasını almıyor. Bu duruma nasıl dayanabildiklerini anlamış değilim. Ama bütün bunlar gerçekti. Bütün bunlar yaşandı. Yüz yıl önce insanların hayat tarzı, kültürü bu günden çok farklıydı. Bireyciliğin temel ahlaki bir yaşam tarzı haline geldiği günümüz dünyasında insanlar biri birlerinin mutsuzluğu, acıları üzerinde mutluluk arıyor, dayanışma, vefa, fedakârlık duygularımız öldü, öldürüldü. Bu gün gerçek dışıymış gibi görünen bir insanın bir başka insana olan sevgisinden dolayı ölümde dâhil her türlü tehlikeyi göze alması yüz yıl önce gerçekti. Son yüz yılda yaşadığımız topraklarda derin alt üst oluşlar çok acı, korkunç olaylar yaşandı. Olayların yaşandığı son yüz yılımızda insanlar dayanılmaz acılar yaşadı, mutsuz oldu.
Ayrıca romanda inançları da sanki biraz karşılaştırmışsınız? Bu olguları işlemenizin özel bir nedeni var mı?
_Evet var. Bağnazlığın, hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün meşru bir ahlak, yaşam tarzı haline geldiği ülkemizde bir insan olarak farklı inançlardan, kültürlerden, etnik kimliklerden insanların biri birlerinin varlıklarına saygılı davranmasını, farklıklarıyla barış içerisinde bir arada yaşaması istiyorum. Bu gün ülkemizde bağnazlık öylesine korkunç bir hal aldı ki hoş görüyü, farklılıkların farklılıklarıyla barış içinde bir arada yaşamasını savunmak en öncelikle sorunlarımızdan biri olmaya başladı. Bağnazlık bir tabu haline ritüellerse bir inanç haline geldi. Oysa ritüeller biyolojik değil toplumsal yaşamın yarattığı değişken olgulardır. Toplumsal yaşamla birlikte ritüellerde değişir. Bu gün ülkemizde ritüeller toplumsal hayatın yarattığı olgular olmaktan çıkarak değişmez biyolojik olgulara dönüştü. Ve ritüeliler arası kavga başladı. Bu çok tehlikeli bir şey. Henüz çok geç olmadan önlemler alınmazsa ilerde çok daha büyük felaketlere yol açabilir. Geçmişte ülkemiz farklı kültürlerden, inançlardan, etnik kimliklerden insanlardan oluşan zengin, güzel bir mozaikti. Kafatasçılar, ırkçılar zorla bu mozaiği tekleştirmeye kalktılar. Milyonlarca insan bu kötü politikadan dolayı öldü, acılar çekti, milyonlarca insan bin yıllardır yaşadığı topraklardan zorla sürüldü. Korkunç, tehlikeli olan şey yaşadığımız yüz yılda hala bu politikanın uygulanmasında ısrar eden insanların olmasıdır. Günümüz global dünyasında artık tek bir ırktan, tek bir inançtan oluşmuş ülke bulmak mümkün değildir. Çünkü global ekonomi dünyada yaşayan bütün ırklardan, inançlardan, kültürlerden insanları iç içe serpiştirerek harmanlıyor. Hiçbir zorba bu gidişatı durduramaz. Dolayısıyla bu insanların akıllarını başlarına toplayıp birlikte yaşadıkları halkları zorla yok etme politikalarından, uygulamalarından vazgeçmeleri gerekir. Ülkemiz yeterince acı çekti. Halkımızın daha çok acı çekmeye tahammülü kalmadı. Cin artık küpten çıktı. Bir daha hiçbir zorba zorla, şiddetle onu küpe koyamaz.
Romanda ki kahramanları nasıl oluşturdunuz? Biraz süslenmiş bulsam da oldukça gerçekçi kahramanlar. Bu gün bile karşılaşacağımız türden.
_Romanın omurgasını oluşturan kahramanların tümü yaşamış gerçek insanlardır. Romanı yazarken ufak tefek küçük ayrıntılar dışında onların gerçek yaşamına sadık kalmaya çalıştım.
Ayrıca dikkatimi çeken diğer husus sanki olaylar 1925’lerde değil de 1990’larda yaşanan öğrenci hareketi ve Kürt hareketine ivme kazandırdığı yılları anımsatıyor. Kurguyu yaparken kendi yaşam tecrübenizi de romana eklediniz mi? Yada benim algılamamla mı ilgili, yoksa o şekilde mi yorumlamak istediniz o dönemi?
_Şüphesiz her yazar yazdığı romana kendisinden bir şeyler katar. Nişancı romanında da benden bir şeyler vardır. Bunu inkâr edemem. Ama nişancı romanı benim kendimden en az şey verdiğim romanımdır diyebilirim. Toplumsal trajediler tarihin hangi evresinde yaşanırsa yaşansın biri birine benzer. Bu gün yaşanan acılarla 1925 ya da yılarında yaşanan acılar farklı tarihsel dönemlerde yaşanmış olsa da biri birine benzer. Şeyh Said’in nitelikleriyle ilgi yazdıklarıma şaşırmanız beni şaşırtmadı. Çünkü Şeyh Said isyanı insanlara öyle farklı anlatıldı ki bu konuda öylesine yalanlar uyduruldu ki neredeyse bütün ülke bu yalanlara inanır oldu. Bir gün nişancı romanımı okuyan Palolu yaşlı bir Kürt yanıma gelip’’ yahu bu Şeyh Said bu kadar iyi bir insan mıydı?’ diye sormuştu. Hiç şaşırmamıştım. Çünkü Şeyh Said öylesine farklı anlatılmıştı ki bu gün Kürtlerin büyük bir kısmı bile hala bu yalanlara inanıyor.
Şeyh Said ile ilgili yaşanan süreci farklı yorumlamaya sizi hangi nedenler itti?
_Yalan üzerine kurulmuş resmi tarih dışında halk içinde yaptığım araştırmalar sonunda bu noktaya vardım. Bu gün gerçek olarak anlatılan birçok şey yalandır. Çünkü bu günkü tarihimizi kazananlar yazdı. Kazanlarda mazlumlar değil zalimlerdi. Gerçek tarih halkın benliğinde, ruhunda saklı.
Şeyh Said hareketinin gerici unsurlar taşamadığı yönünde bir intiba uyandırıyorsunuz sizce Kürt hareketinin bu isyanı gerici bir hareket olarak tanımlamamasının nedeni nedir? Günümüzde Kürt hareketi kendilerini halk hareketi olarak hareketi ve Kürt insanını bu düzeyde mi tanımlayacak? Kürt hareketinin çıkış noktası olan olan sosyalist söylemle halkımız böyle inanıyor diye hasıraltı mı yapılacak yorumunuz nedir?
_Şey Said hareketinin ilerici bir ulusal hareket olduğu intibasını uyandırmıyor bu düşüncede olduğumu söylüyorum. Şeyh Said isyanının ilerici Kemalist iktidara karşı gelişen gerici bir hareket olduğu tezi Kemalist iktidarın parlâmentonun gizli bir oturumunda aldığı bir karardır. Bu kararla Şeyh Said isyanının ülkede ve dünyada desteğini kesmek istediler. Doğrusu başarılıda oldular. Bu gün birçok insan hala bu yalanlara inanıyor. Tarihsel olayları değerlendirirken objektif olmak zorundayız. Tarihsel olaylara ideolojik bakmanın sonu bizim resmi tarihçilerin vardığı sondur. Biz bu sondan kaçınmak zorundayız. Tarihi sorgularken artılarıyla ve eksileriyle açıklamak zorundayız; bende Nişancı romanımda Kürtleri artılarıyla, eksileriyle anlatmaya çalıştım. Bir insan olarak her zaman iğneyi başkasına batırmadan önce çuvaldızı kendimize batırmaktan yana olan bir insanım. Ötekini eleştirmek bütün kötülüklerin nedenini ötekini göstermek kolay bir iştir, önemli olan insanın kendini sorgulayıp kirli, kanlı elbiselerini atmasını başarmasıdır. Biz toplum olarak bunu başarmadık. Hala kendimiz sütten çıkmış ak kaşık gösterip yaşadığımız kötülüklerin, melanetlerin kaynağını dışarıda arıyoruz, oysa bunların nedeni içimizde. Bizim arınmaya, aklanmaya ihtiyacımız var.
Sayın Metin Aktaş bu güne kadar kaç romanınız yayınlandı?
_Bu güne kadar Munzur Efsanesi, Gerçek Ve işkence, Hamal, Acı Fırat Asi Fırat, Sürgün, Cennetin Ölümü, Nişancı, Dicle, adında sekiz romanım yayınlandı.
Yeni çalışmanız var mı?
_Evet. Nişancı romanımdan sonra Dicle ve
Harput’taki Hayalet adında iki romanım daha yayınlandı. Dicle romanım son yirmi yılda ülkemizde yaşanan “düşük yoğunlukta savaşı” anlatan bir roman. Ülkemizin yazarlarının görmemezlikten geldiği bu konuda yazılmış en gerçekçi ve kapsamlı romandır. Harput’ta ki Hayalet romanım haksız bir emperyalist paylaşım savaşı olan birinci dünya savaşında Anadolu’da yaşayan halkların yaşadığı korkunç trajediyi anlatan gerçekçi bir roman. Bir Kürt genciyle bir Ermeni kızının aşkı etrafında örülen olay bizi birinci dünya savaşında Anadolu’da yaşanan kırımların, sürgünlerin dayanılmaz acıların içerisine alır götürür. Sürgün romanımla 1938 Dersim isyanını nişancı romanımla 1925 şeyh Said Kürt isyanını Dicle romanımla son yirmi yılda ülkemizde yaşanan düşük yoğunlukta savaşı anlattım Harput’taki Hayalet romanımla da 1914/1915 yıllarında yaşanan ermeni tehcirini anlattım. Yakın geçmişimizde yaşanan bu tarihsel olaylara kayıp edenlerin gözüyarından başarılar dilerim. Bana zaman ayırdığın için teşekkür ederim.
_Ben teşekkür ederim.
ANİTA KAZEROĞLU
AGOS GAZETESİ YAZARI
142
Responses: