
Posted by aktaran
![]()
on 1/11/2009, 1:44:07
Saime Aşkın, Çetin Güngör, Resul Altınok, Zülfü Gök, Mahsum Korkmaz ve benzerleri..Yine Kongrede doğruyu gören bir çok kadro ya tutuklandı ya bilinmiyen bir şekilde ortadan kaldırıldı, ya da önce bir takım suçlara bulaştirip safdışı-etkisiz hale getirildi.
Herkese; 'en iyi adamın sensin' dedi. İlginçtir büyük çoğunluk bu oyuna geldi. Mücadelenin değişik alanlarında oyuna gelenler, kendilerini farklı görmeye başladılar, bilmiyorlardı ki, farklı olan sadece kendileri değil, herkese farklı olduğu söylenmiş.
Her farklı olduğuna inanan diğerine şüpheyle bakıyor. Ve ortaya çıkan tabloda herkes farklı ve herkes şüpheli... Burada gerçeği sadece bilen A. Öcalan'ın kendisidir. Böyle bir ortam sadece karkaşa yaratıyor. Ama bu kargaşa öyle sıradan değil, sonuçta biri diğerini götürüyor. Öcalan'ın istediği zaten bu. Kim kimi götürmüş önemli değil. Giden gitmiş, göndereninde sırası gelir. Sırasını atlatan yine kurtulmuyor, çark aynı şekilde dönmeye devam ediyor. İki yol kalıyor, ya kaçma dışardan muhalefet sürdürme yada örgüt içinde -çok zorda olsa- darbe yapma. Muhalif olduğun an beklenmedik zorluklar ve sorunlar çıkıyor. Birilerine bilinmez, ne kadar zaman önce senin şüpheli olduğun söylenmiş. İşte ilk onlar sana saldırıyor. Eğer oyuna gelmişsen, birilerini incitmiş ve etkisizleştirmişsen bunlarda devreye giriyor. Ayrıca şüphe ortamından geliyorsun ve şüpheli birisin. Tüm bu nedenler birlişletirildiğinde Parti içi desteğin neredeyse bitiyor. İddia ettiğin görüşler ve eleştiriler hiç ciddiye alınmıyor. Sadece tüm yapı tarafından uyduruk iddialarla saldırıya uğruyorsun.
Belirtmek gerekirki, dört sömürgeci devletinde, istihbarat örgütleri A. Öcalan ve ekibi arkasındaydı.
Bunu bazı örneklerle açıklayacağız. Bu durumda muhalefeti ciddi anlamda zorluyordu.
Ve gelelim en önemli nedene; 1980 sonrası PKK'nin tek güç olması. Tüm sırlar ve kerametler burda saklıdır. 80 öncesi K. Kürdistan genelinde, kadro-sempatizan, kitle ve etki düzeyinde örgütler arası kayda değer bir fark yok. Örneğin; Kawa, Özgürlük Yolu, (PSK) Ala Rizgari, DDKD, PKK ve KUK dönemin etkili örgütleridir. PSK ve DDKD dışındaki diğer örgütleri silahlı mücadeleyi savunmaktadırlar.
12 Eylül 1980 Faşizmiyle birlikte, K. Kürdistan'da silahlı mücadele dışında yol kalmadı. KUK hareketi ciddi anlamda yıpratılmıştı, kendisini hemen toparlaması zordu. Kawa hareketi 12 Eylül Faşizmi'nde Aralık 1980 Kamışlı'da ciddi bir darbe aldı ve Kawa hareketinin seçkin bir grubu katliama uğradı.
Bu görünürde Kawa'ya yönelik bir operasyon gibi görünsede, asıl darbe K. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine oldu. Sonraki yıllarda bu durum daha iyi anlaşıldı. İstihbarat çevreleride bunu itiraf ettiler. Çünkü bu grup silahlı mücadeleyi başlatacaktı. Kürdistan adına silahlı bir güç olacaktı, bu nedenden dolayı hedef oldular. Katliam Suriye ve Türk istihbaratının ortak operasyonudur. A. Öcalan ve ekibinin burda rolü oldumu? Bilgi ve ispiyon düzeyinde de olsa var. Çünkü o dönem PKK'ye ait güçlerde aynı alanda mevcut ve başlarında Duran Kalkan vardır!!! Neden PKK'ye yönelik benzer operasyon yapılmadı??? Kawa hareketi bu katliama rağmen kendini toparlayabilirmiydi? Tartışılması gereken bir konu. Bu katliamla tek örgütün önü açıldı. Bunun acısı sonraki yıllarda daha iyi
anlaşıldı...
Dönemde en uygun pozisyonda olan Ala Rizgari hareketidir. Ekim 1980'den, 81 başlarına kadar 200 dolayında kadro ve sempatizanını G. Kürdistan'a çekmeyi başardı, geri çekilmenin amacı; 1981 Newroz'un da silahlı mücadeleyi başlatmaktı. Ala Rızgar'nin yönetiminde etkili olanlar son anda bu karardan vaz geçtiler. Kamışlı katliamının burda etkisi oldu!!! Tabiki farklı nedenlerde var tartışılması gereken bir durumdur. Oysa Ala Rızgari K. Kürdistan'ın orta bölgesinde en etkili örgüttü.
Metrepollerde de güçlüydü. Ülke içi ilişkileride, önemli sayılacak bir darbe almamıştı. Silahlı mücadeleyi başlatmak için gidilmişti ve her şey planlanan gibi oldu. Ama başlatılmadı ve gruplar tekrar (çoğunlukla) geldikleri bölgelere gönderildi. Bu anlamda ortam PKK'ye kaldı. Yani ikinci bir silahlı gücün oluşmaması PKK içinde muhalefeti en çok zorlaştıran nedenlerden biri oldu. Ve PKK her şeyin sahibi olduğunu ilan etti. Binlerce PKK'linin düşman saflarına kaçması, Jitem vb. örgütlerine sığınma ve onların elemanı olmada, ikinci bir gücün olmaması etkili oldu.
Türk basını'da boş kalmadı, özellikle Tercüman Gazetesi, 1982'de başlayarak ve 83'de yoğun bir şekilde, abartılı haberlerle Öcalan ve ekibinin yıllarca propagandasını yaptı. Bu haberler halk üzerinde etkili oluyordu. Gerek türk basını ve de istahbaratı, K. Kürdistan' da tek örgütün
yaratılması için ellerinde geleni yaptılar.
Ve 1982 Diyarbakır Zindan direnişi ülke içinde ve dışında muazzam etki yarattı. Bu süreçten sonra sessiz kalan diğer Kürt örgütleri etkisizleşti. Bu direnişten de faydalanan Öcalan, artık tek örgüt olma avantajını yakaladı. Devrimin tek örgütü olduğunu ilan etti. Artık güçlüydü ve arkasında dört ülkenin istihbaratı vardı. Halk ve Parti yapısı bu gerçeklikten habersizdi. Yaratılan etkiden dolayı, bir bütün K. Kürdistan'daki devrimci dinamikler PKK'ye kaymaya başladı. Artık devrim ve karşı-devrim iç içe geçmişti, bir örgüt gibi. Kafa Karşı-devrim, vucut, devrim ve devrim poransiyelinin ta kendesi.
Bu kafa bu vucudu nasıl yönetir? Gelinen aşama bunu doğrulamıyor mu?
Bu anlamda PKK içi muhalefet, abartmasız, devrim ve karşı-devrimin hesaplaşması oldu. Zorluk buydu.
PKK'de MUHALİF OLMAK...
Elif ORHAN/ Salih ARAS
devan edecek
94
Responses: