
Posted by Akt-Kur-akt / Hüseyın DEDESOY on 22/10/2009, 22:14:54
Fikirsiz Toplumun Sefaleti..!
Cahil-bilinçli, eğitimsiz-eğitimli, geri ve yobaz toplumla, aydın ve ileri toplum…vs gibi tanımlamaları hem bireyler için hemde bir bütün olarak çeşitli insan toplulukları ve ülke halkı için kullanmışızdır. Bu tarz tanımlamalar ilk bakışta toplumu genelleştirip kategorize ettiği için pek kabul görmez ama hayatın gerceği budur. Malesef her olay ve her yeni durum karşısında, gerek bireyin davranış, gerekse de toplumun kitlesel refleksini gördüğünde bunun sosyo-psikolojik bir hal olduğunu kesinlikle anlıyorsun .
Bazı bireyler vardır, aklı ve düşüncesiyle hareket eder, bazi bireylerde tamamen duygularıyla hareket eder. Aklıyla hareket eden kişiler aslında gerçek anlamda birey olmuşlardır. Olay ve olgular karşısında soru sorarak, sorguluyarak fikir sahibidirler. Neden ve niçinlerini araştırır, oğrenir ve öyle hareket eder. Diğer taraftan duygularıyla hareket eden kişiler ise daha çok sartlanmış, ya da şartlandırılmış bireylerdir. Onlar aslında bireyden çok kitle psikolojisi denilen kalabalık veya “sürü” refleksiyle hareket ederler.
Aklıyla hareket eden bireylerın olay ve olgular karşısında önceden hazır çevapları yoktur. Her olayı kendi içinde değerlendirip öyle anlamaya çalışırlar. Duygularıyla hareket eden kişilerden ise, önceden kodlanmış ve refleksleri belirlenmiş davranış ve düşünce biçimleri oluşmuştur, onun gereklerine göre hareket ederler.
Mesela Türk ve Kürt toplumunda“ değer” diye tanimlanan bazı kavram ve kelimeleri ele alıp biraz üstünde düşünmeye çalışalım.
Siyasi anlamlar içeren bu kelime ve kavramların çoğunluğu ideolojik içeriklidir. Daha çokta yargılıyan ve suçluyan anlamlar taşımaktadır: İhanet, Teslimiyet, Kahraman, Şehid, Hain, İtirafçı, Bölücü, İhparcı, Dönek,…vs. gibi. Ya da biraz daha resmi haliyle: Vatan, Millet, Ulus, Bayrak, Önder, Lider, Başkan…gibi.
Son otuz yılın Türkiye’sinde Türk ve Kürt halkı arasında en çok duyduğumuz ve en sık kullanılan sıfatlar bunlardır. Mesela bir Kürdü ve ya bir Türkü konuşturup sorsan ona, su yukardakı kavramların ne demek olduğunu, sana tarif edemez ama günde en az birkaç kez bunları ya kullanıyordur ya da duyuyordur. Bu Türkiye toplumunun geneli için böyledir ; Hergün televziyonda, gazetelerde, mahallede, cevresinde iş yerinde, okulda söylüyordur, duyuyordur, kullaniyordur ama tek tek tarifini istesen sana anlatamaz.
Saydığım sıfatlardan yanlızca iki kavrami ele alıp, onlar üstünde düşünmeye çalışalım. Örneğin : İhanet ve Teslimiyet ne demek oluyor? Bu iki kavram ve ne anlama geliyor du ? Şimdiye kadar bunu kimler için kullanıyorlardı, hangi koşul ve şartlarda söylüyorlardı, övünç ve mükafat mıydı yoksa suç ve ceza mıydı ?
İhanet ; davadan dönmekle, verdiği sözden durmamakla, kararında vazgeçmekle kalmadığı gibi savunduğu düşünceye zarar vererek ayrılana, onu arkadan baltalıyıp satana deniliyor. Bunu sağ görüşlüsü de aynı anlamda kullanır, sol görüşlüsü de. Kürt ulusalcıları da kullanıyor, Türk milliyetcileride.
Teslimiyet; ihanetin biraz yumuşak hali yani pes etmek, kavgadan vaz geçmek, yenilgiyi kabullenmek anlamına geliyor. Bunuda Kurt ulusalcıları daha çok kendi cephelerinde kullanırlardı, işten vaz geçenlere, mücadeleyi bırakanlara, ‘yorgun ve kackin’ diye tanımladıklarına söyledikleri bir nevi hakaret içerikli küfürdü. “Adam teslimiyetci biri, nolacak, mücadele kaçkını, hain…” gibi sözlerle itham ederlerdi.
Ama diyelim dün birilerini bu gerekçelerle suçluyanlar, bir başka gün aynı duruma düşen bir başkasını “ önderliğin Strateji ve taktiğidir, durumlar bunu gerektiriyor " gibi daha rasyonel gereçler bula biliyorlardı.
İhanetci, hain, ya da teslimiyetci tanımlaması nerede ve ne zaman başladı? Kimse bu kavramlarin üstünde düşünmek istemiyordu . İşin en başına dönersek belki biraz daha iyi anlarız, en azında neden zamanın birinde birilerine "ihanetci, hain ya da teslimiyetci" dediklerini ve bu gün aynı konumda olanları neden başka sıfatlarla adlandırdıklarını biraz daha iyi kavramış oluruz.
Kürtler “ Kürdistanın Bağımsızlığı ve Kürt Halkının Kurtuluşunu” savunmak için yola çıktıklarında, bu düşünceyi ve bu davayıda “Kutsal bir dava” olarak tanımlıyorlardı. Dolayısıyla Kutsal olan her davada olduğu gibi, bu davada da vaz gecmek olmazdı. Ölmek var dönmek yoktu. Kendilerin kurallarını ve sınırlarını belirlediği bu davayı savunmayan ve onları desteklemiyenleride 'hain ve işbirlikci' olarak görüyorlardı.
Başta itibaren zaten aklın ve mantığın, toplumsal aydınlanmacı bir bakış acısının eksik olduğu. Mücadeleyi tanımlamada ve sifatlamanın kendisinde zaten dini motiflerin (kutsal dava.. vs) ön planda olduğu, düşünmeye, akla ve mantığa dayanmıyan, tamamen olumsuzlukları ve kötü yargıyı içeren bir tanim ve sifatlamayı içermekteydi. Günümüz politik yapılanmalarda en tehlikeli olan yönü de budur. Şartlandırılmış insan tiplemesi böyle yaratılıyor. Aklın yolunu gösteren, doğru ve yanlışı sorguluyan, düşünmeyi teşvik eden bir yöntem değil. Dogru- yanlış, İyi – Kötü, Haklı- Haksızdan yana olma yerine, böyle kişisel bir muhasebe yeteneğine sahip olmaktan çok. Yukarida birileri tarafindan toplumun yerine, ona rağmen, Liderin ya da ‘önderin’ belirledigi kıstas ve kurala göre yönünü ve yerini belirleme şartı, zorunluluğu getiriliyorsa, hain, İhanetci, teslimiyetci sıfatlaması da o şartlanma ve belirlemeye göre, yapılıyor. Düşünen ve mantığıyla hareket eden insan davranışı değil, şartlandırılmış insan davranışıyla hareket edilen bir durum. Yani hayvani bir refleks hali.
Mesela düz bir alana otlanması için birakılan ineklerin hareket sınırlarını belirliyen çok hafif elektirik akımı taşıyan tellerle çevresinde çitler oluşturululur. Bir kaç kez elektirik akımı taşıyan tellere dokunan ineklerdeki oluşan refleks, onları bir süre sonra şartlandırır ve çitte yaklaştıklarında tele dokunmadan geri dönerler. Onlar için tehlikeli olan elektirik akımı değildir, kablodur.
Kavramlarla düşünmesini ve konuşmasını bilmiyen bir toplumda buna benzer. Olay ve olgular karşısında düşünerek hareket etme yerine şartlandırılmış düşüncelerle hareket ediliyor. Bu yüzden de toplumda sağlıklı fikir üretimi ve reflekside oluşmuyor. Dün benzeri girişimde bulunan birine "hain" dediklerin de, bugün o' davranışı gösteren biri "lider" diyebiliyorlar. Dün aynı konumda ve aynı sözleri söylüyen biri için "teslimiyetçi- dönek" diyenler bugün o davranışı gösterenlere "kahraman ve halk önderi " diye biliyorlarlar.
Yani kavramın taşıdiğı anlam ve içeriğinden çok onun ve kim tarafindan söylendiği geçerli oluyor.Yani hain ve ya telimiyet eylemi kendi başına bir eylem ifade etmiyor. Bundan dolayi da '(A) kisisi yaptigi zaman hain, (B) kisisi yaptigi zaman kahraman' oluyor.
Türkiyenin kac filozofu var bilen var mi? Ben tanimiyorum. Türkiyenin evrensel kıstaslara denk düşe bilecek sosyal bilimlerde ilerleme kaydetmiş kaç sosyoloğu var ? Ben onu da bilmiyorum. Türkiye de adam gibi iş yapan kaç Antropolog ve Etnolog var? Bunların sayısınıda bilen yok.
Üniversitelerde bu sosyal bilim dallarInda eğtim gören ve ders veren kişiler vardir elbette ama işte her şeyden olduğu gibi buralarda da “desinler ve söylesinler” diye yapılıp ediliyor. Işin gerekleri yerine getirilmediği gibi, olması gerekenlerde olmuyor.
Kürt toplumunda ise bu saydığım bilim dallarının ve o alanda uzmanlaşan sahıslar bir yana, çoğu bu bilim dallarının varlığını dahi bilmiyor. Eğer böyle olmassa , kendisine bir ‘halkın önderiyim ya da lideriyim’ diyen bir kişi « ben her şeyi aştım, tüm bilim adamlarını aştım,bılızorum, Marx'ı da aştım, Hegeli’de aştım » diyebilir mi ? Şimdi böylesi bir toplumsal ortam ve atmosferde, neyi ne kadar sağlıklı ve bilimsel olarak konuşup tartışa biliriz ki. ?
Parlementer sistemlerin, Cumhurriyetçi Devlet kurum ve mekanizmaların yerine bugün cevre, cemaat, aşiret ve tarikat yapilanmaların hakimiyetinin oturtulmaya çalışıliyor. Hukuğun, adaletin , insan hak ve eşitliğini savunan yasaların eğemen olması gerekirken,bunun yerine , güçlünün, zenginin, adamı olanın sözünün geçerli olduğu bir düze oturtulmaya çalışılıyor.. Askerin, polisin ve eminiyet güclerinin vatandaşın güvenliğini korumasi gerektiği bir sistemde, çetelerin, özel kolluk kuvetlerinin ve yeni oluşturulmak istenilen köy korucuları yerine getirtilmeye çalışılan “halkın bilmem ne güçleri” adına silahlandırılacak milislerin hakım olacağı bir ortamda nasil bir demokrasi, nasıl bir özgürlükler dünyası, nasıl bir eşitlikci ve nasıl bir adalet ve hürriyetten bahs edebiliriz ki ?
Şartlandırılmış bir toplumu ve insan kalabalığını yönlendirmek ve yönetmek, elbetteki sorguluyan ve bilinçli bir insan topluluğuna göre daha kolaydır. Ama sürü haline dönüştürdügünüz o insan kalabalığı bir gün hayvanlaşmanın eşiğine geldiğinde yaratacağı toplumsal tahrıbatın ve yıkımın sonuclarını, yuz yillar boyunca düzeltemezsiniz.
Hüseyin DEDESOY
22/10/2009
hdedesoy@live.de
136
Responses: